Mesaj Sayısı: 231 Yaş: 17 Nerden: köyden Lakap: ştup Kayıt tarihi: 04/09/08
Konu: kurtuluşaaa giden yolda 2 Perş. Haz. 25 2009, 15:31
plânlı bir şekilde hareket edilecek, gerekirse çatışılacak, gerekirse bir kurşun bile Ertesi gün köyün imamı Ahmet Hoca’nın bir başka duyguyla kıldırdığı sabah namazından sonra, aralarında Sezai Çavuş’un yer almadığı eli silah tutan yirmi kişilik grup Kayaköy’den yola çıktı. Kimler yoktu ki: Muhtar Mestan Ağa başta olmak üzere, Börülceli Mestan ile Denizlili asker arkadaşı Ali Çavuş, Hacı Ahmet, Deppek Halil, Samıt Alisi, Merden Mustafa, Ahmet Hoca, Yeni Ali, Çürük Mehmet, Kör Ali, Çolak Durmuş, Bedel Ali, Kör Nebi’nin Hüseyin, Öksüz Mehmet, Kerim Çavuş’un oğlu Ahmet Ali ve daha kimler kimler… Üstelik, henüz çocuk denebilecek yaşlarda oldukları halde büyükleriyle aynı heyecanı ve aynı duyguları paylaşarak tüfeklerini kaptıkları gibi kurtuluş mücadelesi için yola düşen Hacı İbrahim Efendi’nin oğlu Mustafa ile İzmirli Mehmet de vardı aralarında. Fakat bu ikisinin kendileriyle gelmesine gönlü razı olmayan muhtar Mestan Ağa, köye derhal geri dönmelerini istedi.
Bu grup, Alatepe’nin batısından Çamurluk’a uzanan etrafı yabani böğürtlen, kargı ve çalılıklarla kaplı uzun ince patika yoldan Güllüce’deki Molla Hasan’ın çınarının yanına ulaştılar. Kısa bir süre soluklandıktan sonra çınarın doğu tarafındaki meşe, ahlat, hayıt ve daha yeni yeni tomurcuğa durmuş pembe zakkumlarla kaplı, suyu çekilmeye başlamış dere boyunca mevzilendiler. Bu arada gözler ise sürekli olarak düşmanın gelebileceğini tahmin ettikleri Zeytintepe’nin batısındaki irili ufaklı zeytin ağaçları ve kayalıkların bulunduğu tepelerdeydi.
Bekledikleri an gelip çatmıştı. Yöreye doğru ilerleyen Yunan kuvvetlerinin, o gün kuşluk vaktine doğru, Kayaköy’ün güneybatısındaki Kocataş Mevkii’ndeki kayalıklardan mitralyöz ateşleri duyulmaya başladı. Kocaman bir ordu duruyordu karşılarında. Aralarındaki konuşmalar, uğultular şeklinde ta aşağılara kadar ulaşıyordu. Acı bir gerçek de olsa işgal günleri başlamıştı.
Etrafa ve özellikle de köy üzerine sürekli yaptıkları mitralyöz taciz ateşleri uzun süre devam etti. Bir grup Yunan askeri Kayaköy üzerine yürürken, asıl kalabalık siperlerinde gelişmeleri bekleyen yirmi kişilik Kayaköylü’nün bulunduğu yöne doğru ilerliyordu. Muhtar, bu durumu görünce derenin içinde siperde yatanlara seslendi:
- Sakın ha, kimse dışarı çıkmasın. Mecbur kalmadıkça konuşmayın, hareket etmeyin. En ufak bir hata hepimizin sonu olur. Biz bu canları vatan için, bağımsızlık için vermeye hazırız. Lâkin bu kadar da ucuz olmamalı. Geride bekleyenleri de düşünmek zorundayız. Tam üstümüze gelirlerse de yapacak bir şeyimiz yok. O zaman nasıl olsa öleceğimize göre bizler de öldürebildiğimiz kadar Yunan’ı affetmeyeceğiz. Şimdi herkes sessiz olsun ve dua etsin.
İşgalciler o tarafa doğru biraz daha yaklaştılar. Sürekli olarak taciz atışları yapıyorlar; en küçük hayvan, börtü böcek kıpırtılarına bile ateş etmeyi sürdürüyorlardı. İşgalcilerin ana grubu, mevzilenen Kayaköylülerin bulunduğu yöne doğru biraz daha yaklaştılar. Durmaksızın ateş ediyorlardı. Bu sırada attıkları kör kurşunlardan biri, bulunduğu siperden bir anda başını uzatan Ali Çavuş’a isabet etti. Ali Çavuş başına aldığı tek mermiyle oracıkta can verdi. Börülceli, hemen yanı başında vurulan seferberlik arkadaşının cansız bedenini için için döktüğü gözyaşları arasında sarıp sarmaladı. Arkadaşını, gurbet ellerde bu şekilde kaybetmenin verdiği derin üzüntüyle için için kahroldu.
Ali Çavuş’un şehit olduğu haberi, derenin içinde birkaç metre aralıklarla mevzilenmiş olan Kayaköylüler arasında kulaktan kulağa hızla yayıldı. O anda, hepsini de tam bir panik havası sarmıştı. Muhtar Mestan Ağa, büyük gayret gösterip bu havayı yumuşatmayı başardı.
Bir süre daha mevzilenmiş halde derenin içinde öylece beklediler. Yunan işgal kuvvetlerinin, kendilerinin bulundukları yerden uzaklaştıklarını görünce saklandıkları yerlerden dışarı çıktılar. Şaşkınlık ve korku içinde, şehit Ali Çavuş’un cesedini derenin içinden alıp, çınarın altına getirdiler. Dere boyunca sıralanmış düzgün söğütlerden birkaç dal kesip, basit bir sal yaptılar. Ali Çavuş’un cesedini aralarında yardımlaşarak köy mezarlığına kadar taşıdılar. Öğle sıralarında mezarlık çeşmesinin arkasında bulunan çukurca bir yere defnettiler. Böylece Kayaköy, Yunan işgali sırasındaki ilk şehidini daha ilk gün vermiş oldu. Seferberlik dönüşü onu kendi ısrarıyla evine misafir eden Börülceli Mestan’ın üzgün halini gören köylüleri de “Olan oldu Mestan! Ali Çavuş’un da böyleymiş kaderi, elden ne gelir?” diye uzun süre kendisini teselli etmeye çalıştılar.
İlk şehitlerini defnettikten sonra mezarlıktan ayrılanlar köyün içine yöneldiler. Etraf oldukça ıssız görünüyordu. Bölgeyi işgale gelen tüm Yunan kuvvetlerinin Ödemiş yönüne gittiklerini düşündüklerinden kendi köylerinin de işgale uğrayabileceğini düşünememişlerdi. Halbuki; ana birlikten ayrılan bir grup Yunan askeri Kayaköy’e doğru yönelip, burayı da işgal etmişti.
Kocataş Mevkii’nden mitralyöz ateşinin başladığı sıralarda paniğe kapılan kadınlar ve çocuklar Sekiköy’ün kuzey sırtlarındaki Kirse Tepesi’ne doğru kaçarak kurtulacaklarını sanmışlardı. Telaş içinde o tarafa doğru ilerliyorlar, giderek daha da artan tam bir panik havası seziliyordu. Sezai Çavuş ise işgal nedeniyle köylerini terk eden köylülerin izledikleri yol boyunca atıyla ileri geri gidip gelerek:
- Durun, gitmeyin! Köyünüzü, ocağınızı terk etmeyin! Bu asla çıkar bir yol değil! Ne olursunuz geri dönün! Sizi burada bulacak olan, gittiğiniz yerlerde de bulur, şeklinde uyarılarda bulunuyordu.
Köylülere sözünü geçiremeyeceğini anlayan Sezai Çavuş geri döndü. Onca ısrarlarına rağmen ilerlemelerini sürdüren Kayaköylü kadınlar ve çocuklar Sekiköy yakınlarına kadar ulaştılar. Tam kaçıp kurtulduklarını düşündükleri sırada arkalarına baktılar ve kaçınılmaz gerçeği gördüler: Yunan askerleri peşlerinden yetişmişti. Havaya ateş açarak kaçanların hepsini çembere aldılar. Bu arada askerlerden birkaçı çevreyi kolaçan etmeye girişti. İki kişi yakalayıp getirdiler. Korku içinde olanları izleyen kadınların ve çocukların yanlarına kadar getirip birer tekme attılar. Her ikisi de yere yuvarlandı. Ellerinden ve ayaklarından sımsıkı bağladılar. Her ikisini de yanı başlarında bulunan çınara ayaklarından baş aşağı astılar. Etraftan toplayabildikleri kadar çalı çırpı topladılar. Ardından bir ateş bıraktılar kuru çalılara. Sonrasında ise o korkunç manzara… Her ikisi de tüm kadın ve çocukların gözleri önünde capcanlı, etrafı inleten acı dolu feryatlarla cayır cayır yanıp gittiler. Silah zoruyla işlenen bu insanlık dışı vahşeti, bu korkunç manzarayı izlemek zorunda bırakılanlar olayın ciddiyetini, nasıl bir felâketle ve nasıl tam bir baş belasıyla karşı karşıya olduklarını o anda daha iyi anlamışlardı. Çaresiz, köylerine geri dönmek zorunda kaldılar.
Yunan kuvvetleri, birkaç yıl önce kolluk kuvvetlerince öldürülen Çakırcalı Mehmet Efe’nin Tire’den getirdiği yerli Rum inşaat ustalarına yaptırdığı ve içinde yaklaşık üç yıl kadar oturduğu, sonradan da Kayaköy Jandarma Karakolu olarak kullanılmaya başlanan iki katlı binayı kendilerine karargâh yapmışlardı. Hem Hacıilyas Tren İstasyonu’ndaki hem de Ödemiş’teki karargâhlarıyla sürekli iletişim halindeydiler. Üstelik, kontrolü ellerinde bulundurmak için çevreye sık sık devriyeler gönderiyorlar, en ufak bir şüphede hemen üslerine haber veriyorlardı.
Sezai Çavuş’a ve özellikle de muhtar Mestan Ağa’ya baskı yaparak köylüden her isteklerini yaptırmaya çalışıyorlardı. İki arada bir derede kalan muhtarın tek amacı ise bu işgal yıllarında hem köylüsünün görebileceği zararı en aza indirmek, bir yandan da belki bir kurtarıcı çıkar düşüncesiyle zamandan kazanmaktı. O, tüm Anadolu insanının onca umutsuzluğuna rağmen içinde hep canlı tuttuğu ve sürekli yeşerttiği kurtuluş umudunu koruyanlardandı.
Muhtar Mestan Ağa köy için, köylüsü için her türlü fedakârlığı yapıyordu yapmasına ya; bir de geceleri köylüyü soyup soğana çeviren çalıkakıcılarla mücadele etmek zorundaydı. Bunlar, dünyasından bezmiş köylünün evine dağlardaki aç kurtlar gibi gece baskınları yapıp, ellerinde ne var ne yok zorla alıp götürüyorlardı.
Kayaköy Jandarma Karakolu, Yunan karargâhı olunca burada bulunan askerlerin hepsi de dağıtılmıştı. Kalan ise yalnızca komutanları Sezai Çavuş’tu. O da Ödemiş’e gitmek istemiş fakat işgalciler kendisini ölümle tehdit ederek bırakmamışlardı. Muhtarın evinde kalıyordu. Yunan askerleri işgalin daha ilk günlerinde hem Sezai Çavuş’u hem de muhtar Mestan Ağa’yı bir gece gizlice ortadan kaldırmak istemişler, fakat köy halkıyla aralarındaki bağlantıyı yine en iyi onların sağlayabileceklerini düşünerek bu fikirlerinden vazgeçmişlerdi. Sezai Çavuş zaman zaman “İhtiyaçlarım var, Ödemiş’e gitmem lâzım” diyerek sürekli gözleri üstünde olan Yunanlı komutanlarından zor da olsa izin alıyor ve gizlice Ödemiş Kaymakamı Bekir Sami Bey’in toplantılarına katılıyordu. Sonra köye dönüp, geceleri bunları muhtarla paylaşıyordu.
İşgal yıllarının ilk aylarıydı. Sezai Çavuş yine bir gece sessizce muhtarla konuşuyordu:
- Muhtar, işler bildiğin gibi değil.
- Hayrola?
- Hayır, hayır…
- Çıkar canım komutan sen de şu dilinin altındaki baklayı?
- Hani hatırlar mısın, Yunan daha gelmeden bir akşam burada bir toplantı yapılmıştı?
- Hııı!
- O sırada sana, çok mühim bir istihbarat aldığımı ifade etmiştim. Senin de o kadar merak etmene rağmen “Şayet doğru çıkarsa zamanı gelince öğrenirsin” diyerek geçiştirmiştim.
- Hatırladım, hatırladım! Eeee?
- İçimden hep ne düşünürdüm biliyor musun? “Bu millet, kurtuluşu kendi içinden doğuracağı yeni bir kurtarıcıda aramalı” der dururdum.
- Sen bana bir şeyler imâ etmeye çalışıyorsun emme?...
- Belki daha duymadın. Bizi bu esaretten kurtaracak biri çıktı. Arkasında kendisini destekleyen birçok vatansever var. Anadolu’dan bir güneş doğuyor muhtar, anladın mı bir güneş! Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal’in Samsun’dan Anadolu’ya geçerek başlattığı kurtuluş hareketi dalga dalga tüm yurdu sarmaya başlamış. Üstelik ordudaki görevinden bile istifa etmiş diyorlar. İstanbul Hükümeti’yle de tüm ilişkilerini nihayete erdirmiş.
Konu: Geri: kurtuluşaaa giden yolda 2 Perş. Tem. 02 2009, 20:06
“Ödemiş Kayaköy’deki katliamda, tehditle Türk’ü Türk’e kırdırmak yöntemi ilginç bir katliam zevkine dönüşmektedir. Bu katliamda bebeklere çektirilen eziyetli ölümler de görülmektedir.”
“Kayaköy’de köylüsünün eline balta verip kendi köylülerini doğratanlar nasıl bir ölüm vahşeti açlığı içindedirler.”
“Vatan ve ulus bilinci kolay elde edilmemiştir. Sevginin bir kefesinde can, bir kefesinde ise ulusal kültür vardır. Kuvayi Milliye o iki kefenin ürünüdür. Çileleri göze alamayan, toprağın kokusunu bilmeyen, havasını soluduğu vatanın nelerle kendilerine miras kaldığını özümsememiş insanlar için Kuvayi Milliye’nin anlamı yoktur.”
“Ülke savunmasına destek verdikleri için çoluk çocuk, genç yaşlı ve kadın erkek demeden hunharca öldürülen bu insanların, bir inanca hizmet ettikleri ve bu uğurda şehit oldukları asla unutulmamalıdır”
Vatansever her Türk insanı, yaşadıkları onca acı, sıkıntı ve çilelerle dolu yılları geride bırakıp, Mustafa Kemal önderliğinde bağımsızlık uğruna verdiği büyük kurtuluş mücadelesiyle mutlu sona ulaştı. O yıllardaki birçok olumsuzluklara karşın, topraklarımızda her mazlum millete örnek olmuş bir kurtuluş mücadelesi sergileyerek, bizlere bu güzel Cumhuriyet’i kazandırmış olanlara minnet borçluyuz. Başta Mustafa Kemal Atatürk’e, aynı uğurda mücadele veren silah arkadaşlarına, gözlerini kırpmadan canlarını feda eden bütün şehitlerimize ve bugün pek çoğu aramızda olmayan kahraman gazilerimize sonsuz teşekkürler.
Teşekkürler bu degerli paylaşımın için
_________________
ali mehmet GOLD ÜYE
Mesaj Sayısı: 160 Yaş: 30 Nerden: iskenderun Kayıt tarihi: 12/03/09
Konu: Geri: kurtuluşaaa giden yolda 2 Cuma Tem. 03 2009, 08:54
paylaşım için teşekkürler eline saglık kardeşim
kerimgolcur AKTİF ÜYE
Mesaj Sayısı: 75 Yaş: 30 Nerden: İZMİR Kayıt tarihi: 16/07/08
Konu: Geri: kurtuluşaaa giden yolda 2 Cuma Tem. 03 2009, 20:09
teşekkürlerrrr.
HIT-MAN ADMİN
Mesaj Sayısı: 582 Yaş: 27 Nerden: Balçova / İzmir Kayıt tarihi: 12/07/08
Konu: Geri: kurtuluşaaa giden yolda 2 Paz Tem. 05 2009, 01:05
çok güzel bir yazi teşekkürler kardeşim... saolasın
_________________
Yok, Biz Ağır Abi Değiliz de Zamane Bebeleri Hafif